Doğa turizmi açısından önemli potansiyel taşıyan Bartin bölgesinde Uludağ son dönemde öne çıkan konular arasında. Flora, fauna ve rota önerileri bu yazının başlıca eksenini oluşturuyor.
Araştırmalar gösteriyor ki, bunlardan en batıda bulunan Aynalıgöl sirki kuzeydoğuya bakan büyük bir at nalı şeklindedir. Sirkin çapı 500 metre kadardır; yani orta ve batı gruplarına dahil sirklerin hepsinden daha büyüktür. Sirkin üç yanı çok yüksek duvarlar halinde yükselir. Bu duvarların güney yarısı mermerlerden, kuzey yarısı ise granit, gnays ve hornblendli şistlerden meydana gelir. Böylece Aynalı Sirki de, bütün Uludağ sirkleri gibi granit - mermer kontağında yer almış bulunmaktadır.
Uludağ üzerinde rastlanan pleistosen'e ait glasyal izler, zirveler sathı ile yüksek yaylalar düzlüğü arasında kuzeybatıdan güneydoğuya doğru uzanan 200 – 300 m. nisbi yükseklikteki sarp duvarda oyulmuş sirklerden ibarettir.
doğu grubundaki sirklerin üçüncüsünü ve aynı zamanda Uludağ sirklerinin sonuncusunu, Karagöl'ün doğu komşusu olan Kilimli Göl Sirki teşkil etmektedir. Ortasından granit- mermer kontak hattının geçtiği bu sirkin tabanı, nispeten daha küçük ve daha az derin olan Kilimligöl tarafından işgal olmuştur. Bu gölün seviyesi 2330 metredir. Gölün fazla suları, sirki kapatan 20 metre yüksekliğinde bir moren seddinin altından sızmakta ve biraz aşağıda tekrar meydana çıkmaktadır. Bu üç gölün ayakları ileride birleşerek Bursa Ovası'nın doğu ucuna inen Aksuyu oluşturmaktadır.
Tarihsel veriler ışığında, antik çağın ilk tarihçilerinden Herodot (MÖ 490-420) yazdığı Herodot Tarihi isimli kitabında Uludağ, "Olympos" olarak geçer ve Olympos'ta Lydia kralı Kroisos'un oğlu Atys'in yaşadığı trajediyi anlatır. Herodot'tan 400 yıl sonra Amasya doğumlu coğrafyacı Strabon (MÖ 64-MS 21) yazdığı 17 kitaptan oluşan Coğrafya isimli kitabında Uludağ, Olympos ve Mysia Olympos'u olarak geçer. Strabon; "Mysia" isminin aslının Lydialılarda gürgen ağacı anlamına gelmekte olduğunu belirtir. Roma İmparatorluğu'nda resmi din Hristiyanlık olduktan sonra Uludağ'da 3. yüzyıldan sonra keşişlerin yaşadığı ilk manastırlar kurulmaya başlanmış ve manastırlar 8. yüzyılda sayıca en üst seviyeye çıkmıştır. Uludağ'da Nilüfer çayı ile Deliçay arasındaki vadi ve tepelerde 28 manastır kurulmuştur. Orhan Gazi Bursa'yı uzun bir kuşatmadan sonra teslim almış ve dağdaki keşişlerin yaşadığı manastırların bir kısmı terk edilirken,
Belirtmek gerekir ki, dağın iklimi alt kademelerden zirveye doğru kademeli değişimler göstermektedir. Alt kademelerdeki Akdeniz iklimi ile Karadeniz İkliminin geçiş tipi gözlenir. Yazın Akdeniz'deki kadar kurak bir iklime sahip değildir. Zirveye doğru nemli mikro termik iklim tipine dönüşürken, kışları yüksek rakımlarda oldukça sert hava şartları görülür. Doğu Akdeniz iklim grubunun birinci familyasında yer almaktadır.
Bartin İçin Öne Çıkan Detaylar
Akdağ: Denizli ve Afyonkarahisar illerinde, Çivril, Kızılören ve Sandıklı ilçeleri arasında kalan bir dağ. İki zirvesinden yüksek olanı 2446 metre, diğeri 2345 metre yüksekliğindedir. Ege Bölgesi'nin 2. en yüksek dağıdır.
Akdağ, çevresinde faylar bulunan, Çivril, Sandıklı, Dombay ve Dinar depresyonları arasında KB-GD yönlü bir horsttur. Akdağ'ın GB yönünde Işıklı Gölü yer alır. Dağdan gelen sular Kufi Çayı ile göle ulaşır, bu alanda balıkçılık gelişmiştir.
Akdağ, Samsun'un Ladik ilçesinde bulunan dağ. 2062 metrelik yüksekliği ile Samsun'un en yüksek noktasını bulunduran Akdağ ilin kış turizm merkezi durumundadır. 1675 metrelik kayak pisti ve 1300 metrelik telesiyeje sahip Akdağ Kış Sporları ve Kayak Merkezinin bulunduğu dağ yapısından yamaç paraşütü, dağcılık ve yayla turizmi alanlarında yararlanılmaktadır. Ayrıca burada doğan bir su kaynağı bulunmakta olup şişelenmekte ve Ladik Akdağ Doğal Kaynak Suyu markasıyla satılmaktadır.
akdeniz iklim kuşağında yaygın olan her dem yeşil bir ağaççıktır. Makiliklerin tipik üyelerinden biridir. Boyu 3 m den uzundur ve 10 m ye varabilir. Salkım oluşturan mor renkli meyveleri 5 – 6 mm çapında küremsidir. Balıkesir yöresinde "Pıynar" olarak adlandırılır.
Güney Avrupa, Suriye ve Filistin'de yayılım gösterir. Türkiye'de Antalya, Aydın, Balıkesir, Çanakkale, Isparta, İstanbul, Muğla, Mersin, Sakarya, Sinop, Tekirdağ, Tokat, Amasya, Trabzon, Zonguldak yörelerinde görülür.
Yerel Bakış Açısı
Uludağ'ın yüksek yerlerinde eski buzullara ait izlere rastlanmaktadır. Karatepe'nin kuzeyindeki Aynalıgöl, Karagöl ve Kilimligöl buzul gölleri bu izlerin en önemlileridir. Bu göllerin beyaz kar yığınları buraların güzelliğine güzellik katmaktadır. Uludağ'ın Zirvesi olan Uludağ Tepe (2543 m) altındaki kuzey çanağında kalıcı kar tabakaları bulunur. Türkiye'nin en alçakta kalıcı kar bulunan dağıdır.
Kayıtlara bakıldığında, uludağ, bitkisel zenginlik bakımından ender yerlerden biridir. Mart ayında alt kademelerde başlayan uyanma, yaz boyunca zirvede devam etmektedir. Özellikle orman kuşağının üzerinde yer alan ve pek çok kişi tarafından kıraç olarak bilinen dağda, çok zengin ve bu bölgeye özgü nadir bitki türleri yayılış göstermektedir.
etrafındaki çöküntü sahalarının çevresinde yükselen Uludağ'da tabakalar arasında yer yer maden ve maden damar yataklarına rastlanmaktadır. Türkiye'nin önemli volfram yatakları buradadır. İklimi, yüksek dağ özelliğindedir. Yükseklere çıkıldıkça kar yağışı ve miktarı fazlalaşır. Yüksekliğe bağlı olarak da ısı azalır. 1700 m'nin üzerinde kışın Şubat sonunda 150 cm-400 cm arasında kar kalınlığı oluşmaktadır. Uludağ'dan kaynaklanan derin vadiler içindeki pek çok dere, Nilüfer Çayı ile Göksu'ya ulaşırlar.
Bu gruba Heybeli Göl ve Buzlu Göl dahildir. Uludağ'ın zirve nahiyesinin sarp kuzey duvarının orta kesiminde yer almıştır. Bu gruba dahil olan sirkler arasında az yüksek ve basık sırtlar tamamıyla mermerlerden oluşurken bir yandan küçük karstik çukurlar bir yandan da hörgüç kayaya benzer şekiller dikkati çekmektedir.
Sonuç olarak Bartin'nin bu alanda artan dinamizmi, hem yerel hem de bölgesel dengeler açısından önemli sinyaller veriyor. Önümüzdeki dönemde konunun nasıl şekilleneceği, hem yatırımcılar hem de vatandaşlar tarafından merakla bekleniyor.
Bu kapsamlı analizimizde öne çıkan başlıkları özetlemek gerekirse, Bartin'nin bu alandaki potansiyeli ve mevcut dinamikleri geleceğe yönelik umut veriyor. Şehrin ivmesini okumak için güncel verileri düzenli aralıklarla takip etmek faydalı olacaktır.
Tarihsel veriler ışığında, bunlardan en batıda bulunan Aynalıgöl sirki kuzeydoğuya bakan büyük bir at nalı şeklindedir. Sirkin çapı 500 metre kadardır; yani orta ve batı gruplarına dahil sirklerin hepsinden daha büyüktür. Sirkin üç yanı çok yüksek duvarlar halinde yükselir. Bu duvarların güney yarısı mermerlerden, kuzey yarısı ise granit, gnays ve hornblendli şistlerden meydana gelir. Böylece Aynalı Sirki de, bütün Uludağ sirkleri gibi granit - mermer kontağında yer almış bulunmaktadır.
Uludağ üzerinde rastlanan pleistosen'e ait glasyal izler, zirveler sathı ile yüksek yaylalar düzlüğü arasında kuzeybatıdan güneydoğuya doğru uzanan 200 – 300 m. nisbi yükseklikteki sarp duvarda oyulmuş sirklerden ibarettir.
Doğu grubundaki sirklerin üçüncüsünü ve aynı zamanda Uludağ sirklerinin sonuncusunu, Karagöl'ün doğu komşusu olan Kilimli Göl Sirki teşkil etmektedir. Ortasından granit- mermer kontak hattının geçtiği bu sirkin tabanı, nispeten daha küçük ve daha az derin olan Kilimligöl tarafından işgal olmuştur. Bu gölün seviyesi 2330 metredir. Gölün fazla suları, sirki kapatan 20 metre yüksekliğinde bir moren seddinin altından sızmakta ve biraz aşağıda tekrar meydana çıkmaktadır. Bu üç gölün ayakları ileride birleşerek Bursa Ovası'nın doğu ucuna inen Aksuyu oluşturmaktadır.
Kayıtlara bakıldığında, antik çağın ilk tarihçilerinden Herodot (MÖ 490-420) yazdığı Herodot Tarihi isimli kitabında Uludağ, "Olympos" olarak geçer ve Olympos'ta Lydia kralı Kroisos'un oğlu Atys'in yaşadığı trajediyi anlatır. Herodot'tan 400 yıl sonra Amasya doğumlu coğrafyacı Strabon (MÖ 64-MS 21) yazdığı 17 kitaptan oluşan Coğrafya isimli kitabında Uludağ, Olympos ve Mysia Olympos'u olarak geçer. Roma İmparatorluğu'nda resmi din Hristiyanlık olduktan sonra Uludağ'da 3. Strabon; "Mysia" isminin aslının Lydialılarda gürgen ağacı anlamına gelmekte olduğunu belirtir. yüzyıldan sonra keşişlerin yaşadığı ilk manastırlar kurulmaya başlanmış ve manastırlar 8. yüzyılda sayıca en üst seviyeye çıkmıştır. Uludağ'da Nilüfer çayı ile Deliçay arasındaki vadi ve tepelerde 28 manastır kurulmuştur. Orhan Gazi Bursa'yı uzun bir kuşatmadan sonra teslim almış ve dağdaki keşişlerin yaşadığı manastırların bir kısmı terk edilirken,